spacer.png, 0 kB
Anasayfa arrow Makaleler arrow DOĞRULUĞUN MAHKUMLARI
DOĞRULUĞUN MAHKUMLARI Yazdır

Yazar: David Vestal, Çeviren: Alparslan Berik
Tarih: 05.04.2004

       Fotoğraf öğrenenler, herşeyi doğru ve hakkını vererek yapmayı öğrenmek istiyorlar. Ancak doğru, nedir? Bu konuda farklı öğretmenler, faklı fikirlere sahip. Saçmalıkları süslemeyi ve bezemeyi iyi öğrenmiş, bunlara inanmış ve kabullenmiş ancak, aynı zamanda mükemmel işler yaratabilmiş iki farklı sanatçı hemen aklımıza geliyor. Kişisel algılamalarının kuvvetli olması, kabullenmiş oldukları gereksizliklerin kendilerine engel teşkil etmesine izin vermedi.

Bunlardan biri Meksikalı duvar ressamı (muralist) José Clemente Orozco’dur. Kendi resim yapma metodlarıyla ilgili bir kitabı vardır. Kendisi, Jay Himbidge’in “Dinamik Simetri” kuramının izleyicisi olmuş; bu kuramı, çevresine önermiştir. “Dinamik - bence - akılsız Simetri”, değdiği her sanat eserini öldüren çok amaçlı bir zararlıdır. Hambidge’in kurallarına göre meydana getirilmiş o kadar ölü fotoğraf gördüm ki; “Dinamik (akılsız) Simetri” kuramından faydalanmasına rağmen Orozco’nun eserlerinin canlılığı, bende hayretle karışık hayranlık duyguları uyandırmıştır.

Diğeri de Fransız fotoğrafçı Henri Cartier-Bresson’dur (HCB). HCB, resim öğretmeni André Lhote tarafından uydurulan geometriyle ilgili tüm süslü nosyonları adeta yutmuştur. HCB’nin bu saçmalıklara olan görünürdeki inancına rağmen HCB, en iyi fotoğraflarında harikalar yaratmıştır ve önemli olan, budur.

            Bizler, diğer fotoğrafçılar hakkındaki kararımızı onların çıkardıkları en iyi işlere göre vermeliyiz. Yine, kendimizi de en iyi işlerimizi göz önüne alarak yargılamalıyız. Başarısızlıklarımızı hiç bir pişmanlık duymaksızın hayatımızdan çıkaralım. Bir fotoğrafı çekerken o kadar çok hata unsuru ile yüz yüze gelebiliriz ki… Bunlardan başlıcası, fotoğrafı yavaş ve yanlış görmemiz olabileceği gibi aptalca kurallara uyma arzumuz da olabilir. Çoğumuz için 36 pozdan bir veya iki iyi fotoğraf çıkarabilmek kutlanması gereken bir olaydır; ve çoğu zaman bunu bile başarmak bizler için imkansız olabilmektedir.

            Bir çok teori tutkunu usta, fotoğrafı öğretirken kendilerine göre tek doğru olan – kendilerine zamanında öğretilen hangisiyse ve bir türlü aşamadıkları – yöntemi sunmaktadırlar. Bu yüzden fazla sayıda ustadan ders alanlar için çok az ümit vardır. Bu insanlar kendi tarzlarını nasıl geliştirebilirler? Yetenekli, etkileyici ve karizmatik ancak vasat olmaktan öteye gidememişler, gerçekten iyi öğretmenleri sayıca geçmektedir. Eğer, bildiğimiz pahalı atölye çalışmalarından birine katılacak olursanız size tavsiyem, orada size faydası dokunacak olan zenaatin kendisine odaklanmanız; ustanın, size pazarlamak istediği sanata dair teorilerini kulakarkası etmenizdir.

            Size en fazla faydası dokunacak olan tek sanatsal çalışma, kendi işlerinizden ve kendinizden neler öğrenebildiğinizdir. Müstakbel öğretmeninizi veya ustanızı sadece baskılarının kalitesi ile değerlendirmeyiniz. Fotoğrafları sizde nasıl bir etki bırakıyor? Uyarıcı? Sarsıcı? Eğer böyleyse belki ustanın öğretisi, size yardımcı olabilir. Burada herhangi bir dramatik öğeden çok hissedebildiğiniz bir canlılığın, yaşamsallığın olup olmaması önemlidir.

            Aynı ustanızın işleri gibi fotoğraflar üretmek istiyorsanız bunda - sizin kararınız olduğu sürece – hiçbir sakınca olamaz. Bu konudaki fikrinizi daha sonra değiştirme özgürlüğünüz hep olacaktır. Ancak sakınca, ustanızın daima kendisininkiler gibi işler üretmenizi istemesi durumunda doğar.

            İki insan, asla baktıkları aynı da olsa aynı şekilde anlamazlar, algılamazlar ve görmezler. Bu saptama şu gerçeğe bağlanabilir: başkası, kendi işlerini bizim onun işlerini üretibileceğimizden çok daha iyi bir şekilde üretebilir. Yine, bizim kendi işlerimizi ve fotoğraflarımızı bizden daha iyi yaratabilecek kimse yoktur. Kararınızı buna göre verin.

            Ustanın size verebildiklerinden size yarayanları alın diğerleri de bırakın orada kalsın. Şikayet etmeyin. Sizin işinize yaramayan, başkasına çok yardımcı olabilir.

            Eklemek gerekirse, uygulamak ve öğretmek farklı kavramlardır. Bazıları, iyi  sanatçı olmamaların karşın iyi öğretmen olabilir. Bazıları da iyi sanatçı olmalarına karşın iyi öğretemeyebilirler. Biraz şans oyunu gibi… Hiç bir öğretmen yada usta, kimseyi iyi bir fotoğrafçıya dönüştüremez. Bazı şanslı öğrenciler, öğretmen kim olursa olsun öğrenebilirler. Bunlardan birisi olabilirsiniz.

            Zenaatkarlık işin kolay tarafıdır ve öğrenilmesi mutlaka gereklidir. Ancak, herşeyi doğru yapmaya tapanların beklentilerini boşa çıkarmaktan çekinmeyin. Bazen onların hata olarak gördükleri bir unsur, sizin fotoğrafınıza yaşam veren bir özellik olabilir.

            “Kötü” olup da bir şekilde “hatalarından” dolayı öne çıkabilen ve güç kazanan fotoğraflarımdan şunu öğrendim: Bazı istenmeyen kazalar, başlangıçta hata olarak algılayabileceğimiz unsurların meydana gelmesine sebep olsada aslında şans eseri bunlar, fotoğrafta başarı unsurları olabilmiştir. Bir hata şans eseri fotoğrafımıza birşeyler katabiliyorsa bunu kabul edebilmek, cesaret ister. Ancak, çoğunlukla hatalar, hata olmaktan öteye gidemez ve bunları reddedebilmek disiplin gerektirir. Arzu etmek yetmez.

            Fotoğraflarımıza tarafsız ve objektif bir gözle bakabilmeyi öğrenmeliyiz. Bir taraftan iyi fotoğraf değilse bunu objektif bir şekilde kabul edebilirken diğer taraftan subjektif algılarımızı da açık tutmalı ki; orjinal fikrimizin yada niyetimizin dışında gerçekleşmiş, fotoğrafı fotoğraf yapan sürpriz olgulara rastladığımızda farkdebilmeli ve kabullenebilmeliyiz.

            Doktirine bağlı yargılama ve değerlendirmeler genel olarak hatalı olmaktadır. Birkaç yıl öncesine kadar fotoğraf derneklerindeki genel kanıya göre subjenin fotoğrafın merkezine yerleştirilmesi, hatalı olarak algılanırdı. Aksine yerleştirme noktası, fotoğrafın boyuna ya da enine göre fotoğrafın 1/5 veya 1/3’üne tekabül eden bir noktaya geliyorsa o fotoğraf, otomatik olarak iyi bir fotoğraf sayılıyordu. Neden? Önemli görülen bir şahsiyet zamanında böyle olması gerektiğini söylediği için. Bu, tam anlamıyla saçmalık. Bir fotoğrafın iyi görünmesini sağlayan, izleyicinin o fotoğrafı iyi fotoğraf olarak algılamasına katkıda bulunan her unsur, nereye yerleştirilmiş olduğu hiç önemli değil – orada bulunmayı hakediyor demektir. İnsanlar, bir fotoğrafa bakınca o fotoğraf hakkında hemfikir olmayabilirler. Hepsinin fikirleri de en azından kendileri açısından doğrudur. Bizler farklı algı ve anlayışlara sahibiz. Beğeniler hakkında tartışmak boş ve yararsızdır. Daha çok yaşadıkça ve daha çok tecrübeler edindikçe genel olarak beğenilerimiz değişir. Beğenilerin artık değişmediği duruma biz “ölüm” hali diyoruz.

            Büyük fotoğrafçıların düşüncelerini öğrenmek ilginç olmakla birlikte bunlara katılmak zorunda değiliz. Burada bazı düşüncelere yer vermek istiyorum.

            Walker Evans’ın “kumsalda çekilen bir fotoğraf asla iyi bir fotoğraf olamaz” dediği bilinir. Evans’ın umutsuzca hasta olduğu sırada Ralph Steiner kendini hastanede ziyaret eder ve yanında orman ve tarlaları konu alan fotoğraflar getirir. Evans kendine “biliyorsun doğa fotoğraflarını beğenmiyorum”der. Ralph’ın cevabı da “Walker, biraz da olsa kibar davranman gerekiyor” olur. Evans kükrer: (Steiner’in sözcüğü)

- “ kim demiş?”

Böylelikle Ansel Adams, Edward Weston ve Paul Strand dahil bu tarz çalışan tüm ustaları rededmiş olur.

            Edward Weston’a göre bir fotoğrafın iyi kabul edilebilmesi için fotoğraftaki her noktanın, bir kenardan diğerine, yukarıdan aşağıya ve konunun en yakın noktasından en uzak noktasına net odaklanmış olması gerekmektedir. Bu durumda da Julia Margaret Cameron’un harika portrelerinin yanı sıra “Çöp Dağları” gibi kendi işlerini de kapsayan ve daha bir çok mükemmel fotoğraf  elenmiş olmakta.

            Edward Steichen de hemen hemen Weston’la aynı şeyleri tekrarlamış; ve daha önce bu akımı başlatan kışkırtıcılardan olduğunu iddia ederek, bulanık sanat fotoğraflarına olan reddiyetçi tavrının, herkesinkinden daha ciddiye alınması gerektiğini vurgulamıştır. Doksanıncı yaşgünü kutlaması sırasında, fotoğrafa başladığında fotoğrafın sanat olarak kabul edilmesinin kendisi için çok önemli olduğunu ama artık buna çok önem vermediğini belirtmiştir. Fotoğrafın, insanı insana anlatabilmesini arzu ettiğini sözlerine eklemiştir. Bence bu istem de aynı derecede bulanık bir hedeftir.

            Gertrude Kasebiers’in arkadaşı olan Laura Gilpin, Clarance H. White ile çalıştığı sırada bana Alfred Stieglitz’in kendi bulanık/netsiz fotoğraf görüşünü terketmesinin ve herkesin de “net” fotoğrafa dönüş yapması gerektiğini düşünmesinin, Kasebier’i çok incittiğini anlatmıştı. Gilpin, bu konuda Stieglitz’in Kasebier’e çok kötü davrandığını da söylemişti. Laura Gilpin White’ın okulundan 1916’da mezun oldu. Gertrude Kasebiers yumuşak netlikli fotoğraflar üretmeye devam etti. Bu onun metoduydu ve kendi için geçerli ve doğru olan, buydu.

            Steiner, Paul Strand’in tamamen pürist yaklaşımları sebebiyle Stieglitz’in Georgia O’Keeffe ile yaşadığı Shelton Otelinden New York gökdelenlerini çektiği fotoğrafları redettiğini anlatır. Stieglitz’in bazı binaları koyu siyah basması sebebiyle Strand, bu fotoğraflardan nefret etmiştir. Strand’e göre eğer fotoğrafçı, fotoğrafladığı objelerin karanlık kısımlarındaki detayları görebiliyorsa bu kısımları, detaylar seçilebilecek şekilde basmak zorundaydı. Bu, fotoğrafçı için ahlaki bir zorunluluktu ve aksi, affedilemez bir günahtan farklı değildi.

            Steiner’in kendi de insan yüzlerinin, fotoğraf kartının beyazı gibi açık basılmasından nefret etmiştir. Strand’in siyah karşıtı önyargısının, adeta başka şekli. Ralph Steiner, haklı olarak “insan yüzleri, beyaz değildir” demiştir. Ancak, bazen insan yüzlerini beyaz basmak iyi olabilir.

            Beyaz, siyah, gri, keskin, bulanık, kontrastsız, kontrastlı, basit veya karmaşık, benzeyen yada benzemeyen; ne fotoğraflandıysa. Tüm bu nitelikler, eğer iyi bir fotoğraf yaratmaya katkıda bulunabiliyorlarsa, bunlar iyidir aksi taktirde değildir.

            Bir fotoğrafın yaşamsallığı ve ifade edici olması, başkasının doğrularına ve nosyonlarına uymasından çok daha önemlidir. Mutlak doğru diye birşey yoktur. Size uyan şeyleri yapın. Benim bir çeşit karşıt kuralcığım var. Eğer herhangi biri, size doğru olmadığını iddia ederek fotoğrafınızda yapmamanız gereken birşey olduğunu söylerse inadına onu yapın. Eğer herhangi biri size bir kural koyarsa kuralı, çiğneyin. Çok büyük olasılıkla monoton düşünceli insanların kabul edeceği ve doğru bulduğu fotoğraflardan çok daha  canlı ve ilginç fotoğraflar üreteceksiniz.

 

David Vestal                                                   Çeviren: Alparslan Berik

Photo Techniques

Kasım-Aralık 2002

 
< Önceki   Sonraki >
spacer.png, 0 kB

İFOD MAIL LIST


Reklam

Advertisement
Izmir Fotograf Sanati Dernegi Izmir Fotograf Sanati Dernegi - DOĞRULUĞUN MAHKUMLARI

spacer.png, 0 kB
   
spacer.png, 0 kB
spacer.png, 0 kB
spacer.png, 0 kB