|
Yazar: Yrd.Doç.Dr.A. Beyhan Özdemir Tarih: 03.12.2005
1860'larda İngiltere'de Oscar Gustav Rejlander ve Henry Peach Robinson tarafından savunulan "sanatsal fotoğraf" akımı zamanla gerilemiş ve önemini kaybetmiştir. Bunun nedenlerinden ilki kuru levhaların keşfi, ikincisi ise P. Henry Emerson'un fotoğrafın naturalistik yanı ile ilgili tartışmalarıdır. 1886 yılında İngiltere'de yaşayan Amerikalı doktor P. Henry Emerson, Londra'daki Camera Club'te fotoğraf konusunda bir konferans verir ve devrin sanatsal anlayışına saldırır. “Doğa”nın, sanatçının modeli olması gerektiğini ifade eder. O'nun için fotoğraf, karakalem, gravür vs. tekniklerden daha güçlüdür ve daha üstün bir anlatım gücü vardır. Ancak rengin eksikliği nedeniyle resim sanatının gerisindedir. P. Henry Emerson, fotoğrafın, akademik zevke uygun süs yığınları altında boğulduğu bir dönemde yayımladığı "Naturalistic Photography" (1889) adlı yapıtıyla kendiliğindenliği ve doğala dönüşü savunmuştur. Bu yapıtında, fotoğrafı -tıpkı resim gibi- bir sanat olarak görüyordu. Rötuşa da, o dönemin modası olan üstüste negatif çekime de karşıydı. Doğu İngiltere'nin kırsal dünyasından huzur dolu, hiç bir fotoğraf hilesinin karışmadığı görüntüler veren, platin kağıdı üzerine yüksek kaliteli baskılar bıraktı. Emerson, çektiği İngiliz kırlarının soft-focus görüntülerini 7 fotoğraf albümünde toplamıştır. Çalışmalarını ve kuramını 1890 yılında, ressam Whistler'in etkisiyle, fotoğrafın doğasında zaten var olan ama Rejlander, Cameron ve Robinson gibi fotoğrafçıların etkisiyle yapaylaşan ve gittikçe sıradanlaşan, sonunda da bir kesimde vazgeçilen naturalistik yanın önemini yadsımıştır. Ortaya çıkardığı yapıtın adı da "Naturalistik Fotoğrafın Ölümü" olmuştur. 1898 yılında Emerson, "Naturalistic Photography" adlı yapıtının 3. baskısında fotoğrafın bir sanat olduğunu dahi yadsımış ve kitabın "Photography: a pictorial art" adlı bölümünün ismini "Photography: non art" olarak değiştirmişti.
Naturalistik fotoğraf anlayışına uygun olarak, bu dönemin fotoğrafçıları kendilerine bazı önemli ressamları esin kaynağı olarak seçmişlerdir. Özellikle Rembrandt, Daumier, Van Dyck gibi ressamları örnek alarak, onların yapıtlarına benzer naturalist tavırlı fotoğraflar çekmişlerdir. Resimsi (pictorial) fotoğraf, yukarıda sözünü ettiğimiz gibi, kuramsal temelini Emerson'da bulmuştur. Emerson'un kuramı bir bakıma fotoğrafta gerçekçi eğilimin hatırlanması olarak düşünülebilir. Ancak bu dönemde gerek kart, gerek banyo ve gerekse fotoğraf tekniğini geliştirmiştir. Fotoğrafçılar, doğaya dönmekle beraber negatif ve pozitif baskı üzerine yaptıkları oyunlarla (müdahalelerle) bu eğilimi yeniden resim sanatına öykünme yörüngesine sokmuşlardır.
İngiliz fotoğrafçı George Davison, Emerson'un kuramsal sınırlarını aşmış, kesin, belirgin ve net fotoğrafik görüntüye karşı çıkarak empresyonist ressamlardan etkilenmiştir. Amacı, fotoğrafta mevcut resimsi yanın olmadığı, kesinliği ve fotografik manzaraların donukluğunu düzeltmektir. Bu amaçla önce 1892'de İngiltere'de "Linked Ring Brother Hood" derneğini kurar, daha sonra da 1904 yılında "Resim Etkisindeki Uluslararası Fotoğrafçılar Derneği”nin kurulmasına başlangıç oluşturur. Kuruluşun görevi, fotoğrafın resimsi yeteneklere sahip ama bağımsız bir ifade aracı olarak geliştirilmesidir.
Fotoğraf, gerçeğin salt bir kopyası değil, başlı başına bir süreç olmalıdır. Bu dernekle ilgili olarak kuramcı Robert de la Sizeranne şöyle demektedir: "Negatif, makinanın eseridir. Ama baskı, üslup olarak insana aittir." Bu dönemde elde edilen fotoğraflar, resimsi özellikleriyle kimi zaman sergi düzenleyicilerini bile şaşırtmaktadır. Sizeranne şöyle devam eder: "Fotoğraf, bilimin vaatlerini aştı. Bize yalnızca hakikati vaadetmişti ama güzelliği de verdi."
1838 yılından başlayarak fotografik belgeler; insan düşüncesinin ahlaksal, felsefi, siyasal ve estetik açıdan kaydettiği kültürel gelişimin birer göstergesi olmuşlardır. Bunlar kronolojik ve sistematik olarak incelendiğinde Victoria çağının romantizminden, vahşi Batı'yı keşfeden maceraperest ruha, doğayı aynen kopya etmek tutkusuyla dolu naturalist tavırdan, modern, eleştirel ve göze birbirinden uzak gibi görünen çeşitli anlayış biçimlerinin, fotoğraf karelerinin back-ground'unu teşkil ettiği görülür.
Fotoğrafın başlangıç döneminde etkili olan ve günümüzde de devam eden iki ana eğilimi vardır: Birincisi gerçekçi eğilim, ikincisi sembolik eğilim. Bu fotoğrafik eğilimler 19. yüzyılın ortasında ortaya çıkmıştır. Fotoğraf sanatında gerçekçilik, resimde olduğu gibi daha çok düşsel ve ahlakçı görüntüler dışında köylü, işçi, yoksulluk, çevre ve içinde yaşanılan dünyanın çeşitli mesajlarla dolu belgesel fotoğrafik görüntülerini kapsar. Sembolik eğilim ya da simgecilik ise daha çok simgeye ve sembollere dayanan, creative görüntülerin oluşturduğu bir fotoğrafik yaklaşımdır.
|