spacer.png, 0 kB
Anasayfa arrow Konuklar & Yazılar arrow Basın Fotoğraflarıyla Şiddet Sunumu ve Etkileri
Basın Fotoğraflarıyla Şiddet Sunumu ve Etkileri PDF Yazdır

YAZAR: Yard.Doç.Dr.Ahmet İMANÇER 

Yaşadığımız yüzyılda teknolojik gelişmelerin hayatımızın çeşitli alanlarında yaptığı etki sık sık dile getirilmektedir. Ancak gelişmelerin ve buluşlar tarihinin insan yaşamına yaptığı en büyük etki, ifade dünyasında yarattığı çok boyutluluktur. Basın ve televizyonla insanoğlu, görünenler dünyasını sürekli yakalama fırsatı bulmuştur. Sözcüklerle görüntüler arasındaki uçurum, hem yok olmuş, hem de çeşitlenmiştir. Herkes gördüğünü farklı durumlarda, farklı şekilde algılar ve algılamadaki farklılık anlatıma da kuşkusuz yansımaktadır. Bu bağlamda izleyen ve görenin, içinde bulunduğu duruma göre öncelik sırası değişir, görüntüleri algılarken, kendi kültüründen, çevresinden ve fotoğraf makinesini ya da kamerayı tutan kişiden şu ya da bu şekilde etkilenir. Fotoğraf makinesini kullanan muhabirin, aslında kendi gerçekliği ile çalıştığı kuruluşun politikasını yansıttığı da unutulmamalıdır. Tüm bunların dışında insanoğlu için görünenin önemi çok büyüktür. Sözcüklerle yaratılmayan birçok etki, tek bir fotoğraf karesi ya da resimle yaratılabilir. Bu durum yaratılacak etki ya da gücü elinde bulunduranlar hakkında düşünmeyi ve gücün etki boyutunu irdelemeyi gerektirecektir. Görmenin önemi ve fotoğrafın buna yaptığı etki göz ardı edilemez. Fotoğraf, önceden düşündüklerimiz ya da inandıklarımız karşısında görüşümüzü etkiler. Gene de sözcüklerden önce gelen ve sözcüklerle tam olarak anlatılamayan görme duyusu, uyarıcılara karşı mekanik bir tepkide bulunmaya yönelik bir sorun teşkil etmemektedir. Yalnızca baktığımız şeyleri görürüz, bakmak bir seçme edimidir. Seçme eylemi ise o zamana kadar edindiğimiz bilgilerin ve oluşmuş kişiliğimizin öznel bir yansımasıdır. Fotoğrafla insanlara anlatılmaya çalışılan ise seçme eyleminin yarattığı imgelerdir. Basında, bir şiddet eylemine maruz kalarak, mağdur olmuş ünlü bir kişinin fotoğrafı hakkında ilk düşüneceğimiz, bu mağduriyetin nedeni olacaktır. Böylesi bir fotoğrafta seçme eylemi, fotoğrafı üreten ve editör tarafından yönlendirilmiştir.

Gerek yazılı basında gerekse görsel basında yer alan şiddet olgusu insan üzerinde büyük etkilere yol açmaktadır. Özellikle küçük çocukların yetişme dönemlerinde belleklerine yerleşen şiddet dolu görüntüler yeni nesil için karanlık bir gelecek hazırlamaktadır.

Kitle iletişim araçlarından yayılan şiddet yazılı basında kendisini fotoğraflarda göstermektedir. Kopuk kafaların, kanlı vücutların, gasp, tecavüz, hırsızlık vb. görsel imgeler ile hiç çekinmeden boy boy sergilenen fotoğraflar insanlar üzerinde olumsuz etkilere yol açmaktadır. Zaman zaman ise bu görsel imgeler bir okul durumuna girerek bireyleri şiddete davet eder bir rol oynamaktadır.

"Şiddet; cinayet, işkence, darbe (vuruş) ve etkili eylem, savaş, baskı, suçluluk, terörizm vb. demektir. ...Terimin kökenine baktığımız zaman ise şunları görürüz: Şiddet, Latince violentia’dan gelmektedir. Violentia, şiddet, sert ya da acımasız kişilik, güç demektir. Violare  fiili ise şiddet kullanarak davranmak, değer bilmemek, (kurallara) karşı gelmek anlamını taşır" (Mıchaud, 1991: 5).

“Etimolojik yönden şiddet sözcüğünün dilimize Arapça'dan geçtiği herkes bilir. Kamus-ı Türki’ye bakıldığında, şiddet; sertlik, sert ve katı davranış, kaba kuvvet kullanma olarak geçiyor. ...Ali Püsküllüoğlu’nun "Türkçe Sözlük"ü ise şiddetin günümüzde kazandığı yeni anlamlara da yer veriyor: Karşıt tutumda görüşte olanlara kaba kuvvet kullanma, sert davranma, sertlik. "Şiddet Olayları" ise insanları sindirmek, korkutmak için yaratılan olay ya da girişimler olarak tanımlanıyor" (Artun, 1996: 29).

Bu kitabı tanımlamaların yanında uygulamada daha geçerli görünen bir tanımını yapmak istersek "şiddet, kendisine karşı geliştirilen toplumsal yaptırımlara karşın, kurbana zarar vermeyi amaçlayan ve kişisel kazanç ya da hoşnutluk duyumunun kasıtlı ve toplum dışı yansımasıdır (Ergil, 1999: 11).

Tanımlardan da açıkça anlaşılacağı gibi şiddet doğuştan da gelse, sonradan da kazanılsa uygulayıcısının uygulanan kişiye (kurbana) fiziki ya da ruhsal bir zarar vermesiyle sonuçlanan toplumsal bir olgudur.

“Aslında hiç bir şey şiddet kadar dile ters düşmez; çünkü şiddet özü itibarıyla sözlü yahut yazılı tüm göstergelerin dizgesi olarak dilin tükendiği yerde anlaşmaya çağrıdır- umutsuz, ama zorunlu. Şiddet, her türlü iletişim umudunun yitirildiği noktada ütopi bir uzlaşma aracıdır esasen. Öte yandan anlaşmazlığın nihai son istemine yönelik tahripkar yapısı, gerçekte karşıtının başlangıcı için bir zemin arayışıdır burada. Dolayısıyla şiddet anlaşmadan çok anlaşmayı sağlayan araca (dil) çıkarılan davetiyedir;  kaba kuvvet, animal symbolicum için varoluşunu anlamlı kılan gerekçenin rafa kaldırılmasıdır” (Ergüven, 1995: 132).

GENİŞLETİLMİŞ BİR ŞİDDET TİPOLOJİSİ (Artun, 1993: 35)

Günümüz devletinde                                                      Birey ve toplum için tehdit
şiddet suçu kabul edilen                                            oluşturan ancak henüz şiddet

           sayılmayan

1-     ÖZEL ŞİDDET

Cürümsel şiddet

Ölümcül: Cinayet, suikast, zehirleme, idam vb.   Trafik korsanlığı

(sarhoş, kasıtlı kural ihlali)

Bedensel: İsteyerek darp ve yaralama                            Mala zarar (sindirmek korkutmak amacıyla)

Cinsel: Irza geçme (ama aynı anda yol açtığı

hem bedensel hem de psikolojik yıkımı unutmayalım)

cürümsel olmayan şiddet

intihar (intihar ve intihar teşebbüsü)

Kaza (Trafik kazası dahil, ama kişiden kaynaklanan bir kasıt yok)

II- KOLLEKTİF ŞİDDET

Grup şiddeti

Grubun bireylere karşı şiddeti:

(Terör, medya terörü)

Grubun kendi içinde şiddeti:

(Aşiret kavgası, toplu intihar, örgüt kavgası)

Grubun karşı gruba şiddeti:

(Kan davası, aşiretler arası savaş, stadyum ya da

taraftar kavgası, mafyalar arası hesaplaşma,

Karşıt gruplar arasında terör, grev, ırk ayrımı)

Grubun iktidara karşı şiddeti:

Terör-siyasal ya da medya terörü, başkaldırı,

sokak çatışması, iç savaş, genel grev, gerilla

savaşı, ihtilal

Devlet Şiddeti

iktidarın birey ve gruplara karşı şiddeti                           Kronik enflasyon

- Devlet terörü: insan hakları ihlalleri, baskı                   pahalılık, işsizlik

tek yanlı propaganda, soykırımı, irk ayrımı

-    Endüstriyel şiddet:iş kazalarının sıklığı, ça-                Doğanın, tarihsel

lışma koşullarının sağlıksızlığı, yetersiz sağ-                     çevrenin tahribi,

lık ve güvenlik koşulları, aşırı gürültü, tehlike-                 sağlıksız kentleşme

li işyeri - atom santralı vb.

Uluslar arası şiddet

En son kertede şiddet (savaş)                                        Ulusların gücünün diğerleri üzerinde şiddete dönüşmesi (zorla peyk devlet konumu-na sokma- Eski Sovyetler Birliği ve komşu sosyalist ülkeler örneği, ham madde kaynaklarının denetimi, dış, ticaret hadlerinde aşırı den-gesizlik, askeri müdahale ve geçici işgal (ABD ve Granada)

İnsanoğlu yazıyı bulduktan sonra hummalı bir telaş ile bu yeni icadın kullanımı konusunda çalışmalara başlamıştır. Artık bu yeni icatla kendi aralarında günlük yaşamdaki iletişimi sağladıkları gibi, diğer bölgeler ve bu bölgelerdeki aynı dili konuşan insan toplulukları ile de iletişim kurma ve haberleşme imkanı bulmuşlardır.

İnsanoğlu bu gerçekten inanılmaz olan buluş sayesinde kendini, sosyal yaşamını, kültürünü ve toplumunu geliştirmeye başlamıştır. Ama insanoğluna bu yetmemiştir. Artık sosyalleşmeye, birey kimliğini kazanmaya başlayan insan, çevresinde olup biteni ona aktaracak, kendini bilgilendirerek gelişmesine yardımcı olacak bir araca ihtiyaç duymaya başlanmıştır. İşte bu gereksinimden gazete ortaya çıkmıştır. 1440'da Johann Gutenberg'in matbaayı bulması ile bu haber alma ve iletişim yarışı hızlı bir doneme ilk adımını atmıştır.

Yazı mekanik olarak seri bir şekilde çoğaltılarak kitlelere ulaşmaya, onların ihtiyaçlarını karşılamaya 1440'ta başlamış ama basında ilk fotoğrafın kullanımı için beş yüz yıla yakın bir süre geçmesi gerekmişti. Gisele Freund, basında kullanılan ilk yarım ton fotoğrafların 4 Mart 1880'de The New York Daily Graphic' de yayımlandığını belirtmektedir. Bu fotoğraf New York City'de Shantytown adlı gecekondu fotoğrafıdır.

Tam bir açıklık olmamasına rağmen bahsedilen ilk olay yarım ton tramlı basın fotoğrafının anlatımıdır (İmançer, 1993: 16).

1800'lerin sonlarında fotoğrafla tanışan basın bu yeni arkadaşından çok hoşlanmış ve bu dostluğu hiç bırakmak niyetinde değildir. 20. yy’dan itibaren fotoğraf gazetelerin ayrılmaz bir parçası haline gelmiştir.

Gazete fotoğraf ile tanışıp okuyucu da bu ikilinin birlikteliğini tasvip edip, bir talep yaratmaya başlayınca basın fotoğrafçılığı, fotoğraf sanatının içerisinden sıyrılıp kendine özgü bir dal olarak gelişimini sürdürmeye başlamıştır. Bu yeni mesleğin ilk öncüleri arasında yer alan Jacop A. Riss Amerika’da gazeteci olarak çalışmaktayken yazıları fotoğrafla desteklenerek daha da güçlü bir hale getirilebileceği savı üzerine çalışmalarını fotoğraf yönüne kaydırmıştır. Yazılarını desteklemek için kullandığı fotoğrafların özünde toplumsal bir eleştiri yer almaktadır.

Amerikan fotoğrafçı Lewis W. Hine (1874-1940) 1908'de fabrika ve tarlalarda günde 12 saat çalıştırılacak sömürülen çocukları fotoğraflayarak ün kazanmıştır. Hine fotoğrafın toplumsal reformların gerçekleştirilmesindeki gücüne inanan biridir (İmançer, 1993: 18).

Dünyada basın fotoğrafçılığı denince akla ilk gelen isimlerden biri de Robert Capa'dır. Capa'nın savaş fotoğrafları hep en yakından çekilmiş ve gerçekliğin katsayısını arttırmaya çalışan fotoğraflardır. Savaş dehşetini daha da yakından çekmeye çalışırken bir mayına basarak hayatını yitirmiştir.

Dünyada 15.yy'da başlayan basın hayatı ülkemizde ancak 16. yy' da kendini gösterebilmiştir. 19.yy'ın sonlarında da gazetelerde fotoğraf ilk defa görülmeye başlamıştır (İmançer, 1993: 15).

BASIN FOTOĞRAFLARINDA ŞİDDETİN iŞLENİŞ BİÇİMİ

Her iletişim aracının kendine özgü bir dili, kendine özgü bir işleyiş biçimi, kendine özgü bir ekonomisi vardır. Her iletişim aracının okuyucu/seyirci ile kurduğu ilişki değişik özellikler taşır (Özkök, 1982: 166).

Gazetede yayımlanan haberin ana malzemelerinden biri de fotoğraftır. Özellikle okuma-yazma oranı ve alışkanlığı düşük olan toplumlarda fotoğraf daha da on plana çıkmaktadır. Örneğin ülkemizde yayınlanan Star Gazetesi ilk sayfasını tamamen fotoğrafa ayırıp okuyucunun dikkatini fotoğraf üzerine odaklayarak ardından gelen habere yönlendirmektedir.

Türkiye'de her gün milyonlarca insan ve ailesi her gün gazetelerde şiddete yönelik haber ve fotoğraflara maruz kalmaktadır. Ülkedeki trafik kazalarının Afrika'daki savaşların, intihar cinayet ve tecavüzlerin haberlerini okumakta ve fotoğrafları ile her sabah yüz yüze gelmektedir. Şimdi her gün yüz yüze kaldığımız bu şiddet fotoğraflarının işleniş tarzlarına bir göz atalım

FİZİKSEL ŞİDDET

Dar anlamda ölçülebilir ve tartışma götürmez tek şiddet "fiziksel şiddet"tir. Fiziksel şiddet kişilere ya da nesnelere dolaysızca zarar verir; üç karakteristiği vardır; Acımasız, dışsal ve acı vericidir.

Fiziksel şiddetin basın fotoğraflarındaki yansımalarını cinayet, suikast, intihar, idam vb...haberlerin fotoğraflarında görüyoruz. Eşini balta ile parçalara ayıran kadının haberi yanında odada kanlar içerisinde yatan cesedin fotoğrafı artık üçüncü sayfanın demirbaşları arasına girmiştir.

“Çoğu zaman, okurlar tarafından "korkunç", "iğrenç", "tüyler ürpertici" olarak nitelenen bu tür fotoğraflar, yazı işlerinin çok içten, hak verebileceğimiz bir heyecanın etkisiyle hareket etmesinden kaynaklanabilir” (Gezgin, 1994: 37).

Önce, iki gün boyunca çamura yavaş yavaş gömülen, can çekişen Kolombiyalı küçük kızın fotoğraflarını çeken foto muhabirleri kıza yardım elini uzatmamışlar ama fotoğrafı yine de gazetede sansasyonel yerini almıştır (Tokgöz, 1981: 2).

SİYASAL ŞİDDET

Ruşen Keleş ve Artun Ünsal'ca, "fiziksel gücün meşru ve yasal olmayan biçimlerde kullanılması" şeklinde tanımları siyasal şiddettir. Zengin bir çeşitlilik içerisinde günümüzde de kendini gösterdiğini söylemek yanlış olmaz.

Özellikle 1960 ve 1982 ihtilalleri ve öncesinde çıkan toplumsal olayların basında yer almasıyla birlikte kamuoyu olayın fotoğraflarıyla haberleri alıyordu. Devletin olay-ları bastırırken kullandığı teknikler ve eylemcilerin davranışları okuyucuya sunulmuştu.

Her insan bir diğerini her an öldürebilir ve bu olayı kendiliğinden, doğal olarak önleyecek hiçbir şey yok. İnsanın öldürmesini önleyebilecek bir üst şiddet aygıtının gerekliliği, şiddetin insan türünün doğrudan bir bileşkesi olmasından ileri gelmektedir (Yakupoğlu, 1997: 56).

Bu aygıt (siyasal otorite) bireylerin, toplumun şiddete maruz kalmasını engellemek adına şiddete başvurmak durumunda kalmaktadır. İşçi ve öğrenci olayları da göstericilerin mağaza ve dükkanları yağmalayıp, kamu mallarına zarar vermesi durumunda emniyet güçlerinin şiddete başvurmalarının kareleri gazetelerin hep ilk sayfalarında boy göstermiş bir fotoğraf olarak karşımıza çıkmaktadır.

Kitle iletişim araçlarınca siyasal şiddet olayları hakkında kamuoyu oluşturulması açısından çok çeşitli görüşler ileri sürülmektedir. bazıları kitle iletişim araçlarının aşırı derecede şiddeti olaylarını büyüttüklerini ileri sürerken diğerleri kitle iletişim araçlarının siyasal şiddet olaylarının propagandası yaptıkları üzerinde birleşmektedirler. Hatta bu konu üzerinde aşırı görüş işeri sürenler kitle iletişim araçlarının her aşamada her yönüyle siyasal şiddet olaylarına ve teröre yardımcı olduklarını söylemektedirler. Bunlar daha da ileri giderek kitle iletişim araçlarının siyasal   şiddet  eylemleriyle  yönlendirildiğini  veya  rehin  tutulduğunu  görüşlerine eklemektedir.

SAVAŞ FOTOĞRAFLARI

Doğası gereği şiddet unsurunu tüm açıklığıyla barındır. Savaşta çekilen fotoğraflarında da şiddeti tüm açıklığıyla ortaya koyması doğaldır. Savaşın acı ve gerçek yüzünü Kore ve Vietnam'da çekilen fotoğraflar açıkça ortaya koymuştur. Robert Capa'nın 1936'da ispanya 19 savaşında çekmiş olduğu "Askerin Vuruluşu" , Amerikan askerlerinin bir köyde gerçekleştirdiği saldırıda yanan çocukların yollarda koşuşturduğu fotoğraflar hala belleklerde yerini korumaktadır. Kıbrıs Savaşı sırasında (1967) binbaşı Nihat İlhan'ın eşi ve çocuklarının banyoda katledilme görüntüleri ise hem tek fotoğraf olması hem de içerdiği şiddet dolu görüntüler nedeniyle insanlar üzerde büyük etkiler yaratmış fotoğraflar olarak karşımıza çıkmaktadır.

Kamuoyuna aktarılan bu görüntüler sayesinde toplumun olanlara karşı tepkisi geliştirilmiş ve yönlendirilmiştir. Nitekim ABD ordusu büyük bir hezimet altında sürdürdüğü Vietnam Savaşının fotoğraf ve görüntülerinin basında yayınlanmasıyla oluşan ve gelişen halkın savaş karşıtı yarattığı baskı ile topraklardan askerlerini çekmek zorunda kalmıştır.

Fotoğraflar genellikle savaşa karşı veya savaş istemiyle çelişebilir. Ama gönül her zaman savaşsız bir dünya istemektedir. Ünlü fotoğrafçımız Ara Güler silah ve fotoğraf makinası arasında ki farkı şöyle yanıtlamaktadır. "Silah öldürür bu yaratır" (İmançer, 1993: 22).

“Birçok insan bu tür fotoğrafların bize, politik kuramlardaki soyutlamaların, ölüm istatistiklerinin ve haber bültenlerinin ardındaki gerçekliği, yaşanan gerçekliği, sarsıcı biçimde hatırlattığını savunacaktır. Bu tür fotoğraflar, diye sürdürecektir savlarını, unutmayı yeğlediğimiz ya da öğrenmeyi reddettiğimiz şeylerin önüne çekilmiş kara perdenin önüne basılmıştır” (Berger, 1998: 66).

Savaş fotoğraflarına verilebilecek örneklerden bir diğeri ise 1968 yılında ünlü TET saldırısı sırasında Saygon' da çekilen bir fotoğraftır. Saygon polis şefi Nguyen Ngoc Loan, Viethong olduğu kuskusuyla yakalanan bir genci sokak ortasında kameraların önünde kafasına kurşun sıkarak öldürmüştür. Bu fotoğrafın bence en ilginç yanı, aynı zamanda bir televizyon ekibi tarafından filme alınmış; olmasıdır. Nitekim polis şefi kendi verdiği idam cezasını kendi infaz etmiş ve hemen ardından fotoğrafçıya dönerek "Buda bunu anlayışla karşılayacaktır" demiştir.

Genç Vietnamlı'nın kafasından fışkıran kan 1968'in hareketli dönemlerinde genç dimağlara kalın bir iz bırakmıştı. Bu andan 15 yıla yakın bir zaman sonra önümde duran görüntü bu süreci aktaran televizyon filmi değil, o anı donduran soluk bir fotoğraf. Saygon Polis şefi hala tabancasının tetiğini çekmek üzere, tüm soğukkanlılığı ile karşımda duruyor, Genç Vietnamlı da yıllar sonra aynı umutsuz ifade ile bekliyor o son anı (Özkök, 1982: 167-168).

KADINA YÖNELİK ŞİDDET

Şiddet ve şiddete maruz kalma hem erkek hem de kadınlar için söz konusu olmaktadır. Toplumumuzda kadınlar erkeklere oranla daha fazla şiddet olgusu ile karşılaşmaktadırlar. Basın organlarında yer alan kadına yönelik şiddet fotoğraflarının önemli örneklerini namus cinayetleri oluşturmaktadır. “Geleneksel, kapalı toplumlarda etkili olan "namus" ve "şeref” kavramlarının bireysel ve toplumsal şiddet eylemleri ve suçun oluşmasında oynadığı rol” (Köknel, 1996: 93) doğu illerimizde aile kararı ile öldürülme ve namus cinayetlerine sıkça rastlanmaktadır.

Bu ve benzeri yaşanan bir çok olayın gazetedeki fotoğrafik yansımaları kadına belli durumları ve bu durumlar sonunda ortaya çıkacak olan sonuçları göstermekte ve kadınların üzerinde bir baskı unsuru oluşturmaktadır.

Basında yer alan kız kaçırma, alı koyma, tecavüz gibi kanunda suç sayılan eylemlerin fotoğrafları, yaşamsal dengeleri bozuk ve toplumda sosyal ilişkilerden uzak fertlerde bu suçun işlenmesi yönünde bir eğilim oluşturabilmektedir. Bu tip kadına yönelik suçlarda fotoğraflar yol gösterici ve öğretici bir faktör olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu fotoğraflar suça eğilimli bireylerde taklitçi davranışlara yönelmeye neden olabilmektedir.

Tüm canlıların gelişim tarihi boyunca iki temel içgüdüye ihtiyacı vardır.(şiddet ve cinsellik) İnsanda "Contex" geliştiğinden beri bu temel içgüdüler, toplumsal sınırlanmalarla karşılaştı ve bastırılmak  zorunda kalındı (Demirergi vd., 1994: 67).

ÇOCUĞA YÖNELİK ŞİDDET

Toplumda çocuk birey olarak hem manevi yönden hem de fiziki yönden en savunmasız ve en kolay etkilenebilen bir varlıktır. Fiziksel gelişimini tamamlayamamış, kendini koruma gücüne ulaşamamıştır.

Yani etki altına alınması ve kontrolü kolaydır. Bunun yanında ruhsal gelişimini tamamlayamayan çocuk bu açıdan da gelişimini sürdürmektedir.

Şiddet en açık ve en yıkıcı etkisini çocuklar üzerinde göstermektedir. Buna örnek olarak verilebilecek bir olay 1998 yılında Amerika'nın Arkansas eyaletinde Mitehell Jhonson (13) ve Andrew Golden (11) isimli iki çocuğun, öğretmenini ve dört arkadaşını planlı bir şekilde öldürmeleridir. Olay tüm gazete ve televizyonlarda ayrıntılı olarak işlenmiş, olayın faillerinin ve eylemin en ince ayrıntılarını veren fotoğraf ve grafikler basında sıkça yer almıştır.

Time Dergisi 6 nisan 1998 sayısında bu olaya tam 10 sayfa yer ayırmıştır. Bu haberin basında bu kadar çok olarak yer almasından sonra içinde şiddet unsuru barındıran diğer çocukların buna benzer eylemler içeren cinayet oranlarında belli bir artış, olduğu gözlemlenmiştir.

Mehmet Ergüven, Sırdaş Görüntüler adlı kitabında bu konuya şöyle bir yorum getirmektedir. "Saddam'ın gazabına uğrayan çocuğun fotoğraflarına bakıyorum. Bağdat'ta taş taş üstünde kalmamış ama yaşamını en kırılabilir (yumurta)  pazarlamasıyla sürdüren çocuk şimdilik tehlikeyi atlatmış durumda. Time muhabiri gerçek bir olayı en uç noktasında yakalayınca acıma duygumuz bu duyguya yol açan görüntünün kusursuzluğuna takılıyor; giderek sefaletin sahnelenmiş olduğu izlenimine kapılıyoruz” (Ergüven, 1995: 118-119).

BASIN FOTOĞRAFINDA ŞİDDET OLGUSUNUN ETKİLEME GÜCÜ

Fotoğraf yazı üzerinde sağladığı etki ve yazıya olan katkısı yüzünden bütün gazetelerin ve günlük hayatımızın vazgeçilmez bir unsuru olarak yer almaktadır. Bu etkilerden birisi okumayı hızlandırması ve kolaylaştırması olarak açıklanabilir. Normalde bir haber tam olarak anlaşılması için başından sonuna kadar okunması gerekmektedir. Yüzeysel bir okuma metnin iyi algılanması engelleyecektir. Oysa ki iyi yakalanmış ve 5N 1K kurallarını içinde taşıyan bir fotoğraf bilgiyi kısa sürede aktarmaktadır.

Fotoğrafın anlamsal yoğunluğa sahip olması ise, yazılı basında iki üç sayfa boyunca anlatılacak olan bir konuyu tek bir kare ile verilmesini sağlamaktadır.

“Fotoğrafın bir başka üstünlüğü de içerdiği bilginin anımsanmasını kolaylaştırıcı nitelikte olmasıdır. Kimi belgeler yazıyla aktarılabilir; görsellik oranı düşükse, görselleştirilmesi bile gerekmez. Bununla birlikte, okuyucuların belleğinde uyandırılan etkinin daha uzun süreli olmasını sağlamak için iyi bir araçtır fotoğraf. Çünkü, insan gördüğü şeyleri, okuduklarından daha fazla akılda tutar ve daha rahat anımsar” (Gezgin, 1994: 31).

Tüm bu açıklamalar doğrultusunda fotoğraf ve basında yer alan şiddet kareleri birleştirildiğinde okuyucu üzerinde bıraktığı etki daha iyi anlaşılmaktadır.

Dünya genelinde şiddet fotoğraflarına ilk önce televizyonlarda sonra ise basında rastlanmaktadır. Afrika da zencilerin birbirleriyle olan kavgalarında ölüm derecesine varan şiddet olayları. Ülkemizde 1 Mayıs olaylarında kullanılan araçlar, şekil ve yöntemini konu alan fotoğraflar gelişen şiddet olayı ile ilgili bilgileri bize yüklemektedir (İmançer, 1993: 116).  

FOTOĞRAFIN TAŞIDIĞI SEMIYOLOJİK ANLAMLAR

Semiyoloji genel olarak bir işaret bilimidir. Okuyucu kendisine gönderilen ve işaret edilen fotoğrafta kendi deneyim, tutum ve duygularıyla çözümlemeye gider. Genellikle fotoğrafın işaret ettiği ve işareti kullanan fotoğrafçı ve editörün etkisindedir.

Örneklersek işaretler farklılık  gösterebilir.  Bir insanın  zengin  olduğu "bu zengindir" şeklinde bulunduğu mekanda göstergesi olan yan öğeler ile (lüks bir ev-araba- şık giyim- mekanda kullanılan araç gereç takı) gösterilir. Bazı işaretler vardır ki bilinç altında yorumlanır işte kolluk kuvvetlerinin yüzlerinin fotoğrafta kamuoyuna çıkmadan önce bantlanması hedefi işarete dönüştürmekten uzaklaştırmak için yapılandır (İmançer, 1993: 117).

Şiddet olgusu ayırımlarından biri de "göstergesel (semoliyolojik) şiddet" kavramı olduğu konusuna dikkat çekilmektedir. Göstergesel şiddet anlamının geçerliliğini göstergeler yoluyla başkalarının kendilerini bu anlamda özdeşleştirmelerini sağlayacak denli etkili kılma gücü olarak açıklanmaktadır.

Göstergesel şiddet göstergelerin maddiliğiyle bağlantılıdır ve açık şiddetin büründüğü gizli, kibar biçimdir.

Fiziksel şiddetteki netlik ve kesinlik, göstergesel şiddete çoğu zaman yoktur ve tartışmaya açıktır.

Semiyolojide her zaman bir gösteren ve bu gösterilen olay ya da olay ile ilgili anlatılmak istenen bir "gösterilen" unsuru vardır. En basitinden bir örnekle trafikte kırmızı ışık durma eylemi gerektirir. Kırmızı renk (gösteren) uyarıcı dikkat çekici bir renktir. Canlılık ve dinamizmi simgeler. Ama trafik mevzuatındaki anlamı yaya, ya da taşıt için durması gerektiğidir. Gösterilen dur ikazıdır.

Bu örneği bir şiddet unsuru içeren fotoğraf üzerine uygulayacak olursak sonuç nasıl olacaktır.

“Neo Nazi yanlısı bu dört gencin fotoğrafı ilk bakışta estetize edilmiş bir şiddet gösterisini anımsatıyor bize; soldan ikinci sırada duran gence bakalım; Adaleli vücutta çelik gibi pazu, sıkılmış yumrukla dirsekten yukarı kaldırılmış kol ve nihayet vahşice kükremek üzere yana doğru açılmış gergin dudaklı ağız bütünüyle içgüdüye teslim olan bir şiddet özleminin kökeninde, cinsel tecavüzün ön planda yer aldığını ortaya koymaktadır. En sağda ki genç ise bir an için daha ılımlı görünse bile o da aynı ölçüde küstah esasen; sıkılmış yumrukta tek başına kalkık duran orta parmak, karşı tarafın cinsel kimliğinden öte haz objesi hakkında da aydınlatır bizi; bu konumdaki orta parmağın cinsellik bağlamında verdiği mesaj erkek ve anüstür. Dudağı hafifçe yalayan dil ise, bu ilişkilerde deneyim sahibi olduğunu ima eden delikanlının cüretkar çağırışına işaret etmektedir hiç şüphesiz...Fotoğrafı karelere bölen tel örgüyü dikkate aldığımız zaman, foto muhabirinin bu görüntü seçiminde ne dereceye kadar bilinçli olduğunu kestirmek bizim için hayli güç. Buna göre bir metrik sistemle ardındaki görüntüye ilişkin devinim yanılsamasını güçlendiren tel örgü, ayrıca izleyen/izlenen ayrımının altını çizerek dört genci oyuncuya çevirmektedir” (Ergüven, 1995: 131-132).

FOTOĞRAFTAN ETKİLENME SÜRECİ

Fotoğraf gazetedeki yerinden gözümüze oradan da beynimize ulaştığında bir etkilenme süreci bağlamış olur. An'ı olayı, kişiyi saptayan belgeleyen fotoğraf görsel hayatımızın bir parçası olarak belleğimizde yerini alır.

Bu etkilenme sürecinde en önemli unsur fotoğrafın yansıttığı gerçeklik öğesidir. Çekilen fotoğraf bizzat yaşanmış gerçeğin bir parçası olduğundan etkilenmede gerçeğe yakın bir değerde gerçekleşir.

Fotoğraftaki şiddet unsuru okuyucuyu önemli ölçüde kendine çeker. Özellikle gelişmekte olan toplumlarda şiddet olayların şıklıkta yaşanması okuyucunun da, bu toplumun bir parçası olmasından hareketle, bu tür bir olaysa yüz yüze kalabileceğini bilmesinden dolayı ilgi uyandırır.

Okuyucuya iletilen bu fotoğrafın kurmacadan uzak güven veren gerçeği yansıtan ve doğruluk oranı yüksek fotoğraflar okuyucu tarafından kısa sürede kabul görerek onu ve görüşlerini yönlendirir.

Fotoğrafın okuyucular üzerinde oluşturmak istediği yeni mesaj, beceri, kanat ve tutumlar, kişinin kültür yetenek ve çözümleme gücüne bağlıdır. Aslında mesajlar kişinin beğenisi ve politik yapısıyla ilgilidir. Fotoğraflar okurun duygu düşünce ve politik dağarcığını kışkırtmaktadır. Mesaja estetik bakış açısı daha farklı düzeyde gerçekleşmektedir.

Okuyucunun beyninde ve düşünce yapısında fotoğrafın bırakmış olduğu mesaj ileriki bir dönemde yeniden ortaya atılacak olursa bu zaman diliminde kullanılmak üzere o kare yeniden ortaya çıkar.

Suat GEZGİN şiddet fotoğraflarının bireyleri ve toplumları etkilemesi konusunda çarpıcı örneklere yer vermiş "Basında Fotoğrafçılık" adlı kitabında; "Margaret Bourke-White'ın kimi fotoğrafları, birçok Amerikan Hükümetinin ırk ayrımcılığına ilişkin yasaları değiştirmesini sağlamıştır. Bundan başka Amerikan halkının, ordunun Vietnam'dan geri çekilmelerini ve Vietnam savaşına son verilmesi için yaptığı baskı, Amerikan askerinin yaptığı canilikler, Başkan Thieu'nun memurlarına karşı takındığı haksız ve insanlık dışı davranışları görüntüleyen fotoğrafların yayımlanmasını sağlamıştır. Çoğu kimse aslında bu fotoğraflarla birlikte yayımlanan metinlerin kamuoyunda etkili olduğu görüşündedir. Ancak bu iki kitle iletişim aracı arasından hangisinin daha güçlü, daha etkili olduğunu belirlemek oldukça zordur. Çünkü metin ve fotoğraf arasında her zaman birbirine bağımlılık ilişkisi bulunmaktadır ve okuyucu üzerinde bırakılmak istenen etki hiçbir zaman yalnız metinle ya da yalnız fotoğrafla yaratılamaz “(Gezgin, 1994: 34).

SUÇA İTEN BİR UNSUR OLARAK ŞİDDET

Toplum bireylerinin suça itilmesi ve medyadaki şiddet üzerine birçok araştırma yapılmıştır. Yapılan bu araştırmalar neticesinde dört kuram üzerinde yoğunlaşmaktadır.

Arınma Kuramı: Bu kuramın temelleri Aristo tarafından ortaya atılmış ve geliştirilmiştir. Arınma Kuramının saldırganlık güdülerinin, saldırganlığın açığa vurulması ya da boşaltılması ile azaltılabileceğini öne sürer. Medyada ki özellikle televizyondaki şiddeti izleyerek, şiddet duygularına arınma süreci biçiminde tanımlanan bu kural insanın doğasında bulunan ve gündelik sorunlarla birlikte açığa çıkan saldırganlık dürtülerini benzer olayları izleyerek gerçek yaşamdaki şiddetten arında sürecini öngörür.

Saldırganlık Kuramı: Arınma teorisinin tersine, bireylerin önceden öğrenmiş olduğu şiddeti açığa çıkarıcı ve hızlı bir etki yaptığı savımı destekler. Bu kurama göre birey, göstergesel ortamda gördüğü şiddeti gerçek yaşamda uygular.

Güçlendirilmiş Saldırganlık Kuramı: Medyadaki şiddetin gerçek yaşamdaki şiddeti körüklediği teorisi üzerinde birleşmişlerdir. Buna göre saldırganlık eğilimi fazla olan birey televizyondaki şiddeti gerçek hayatta kullanabilmek için bir deneyim biçiminde algılar.

Deneysel öğrenme Kuramı: Bu teoriye göre, şiddet içeriği bireylerin şiddeti öğrenmesinde etkilidir. Daha çok çocuklara uygulanabilen bu kurama göre, göstergesel ortamdaki şiddetin, çocukların davranışları öğrenme sürecindeki karakterlerin belirlenmesinde etkili olacaktır.

Suçlar genellikle toplumdan ayrı kalmış ya da yaşamla olan bağları zayıflamış (ya da kopmuş) bireyler tarafından işlenir. Bu nedenle, gazetelerde ve dergilerde yayınlanan şiddet unsuru içeren fotoğraflar, Basın Ahlak Yasaları ve Basın ilan Kanunu'na göre gerekli düzenleme ve değişiklikler yaptıktan sonra okuyucuya ulaşmak üzere baskıya gönderilmelidir. Bu yasalara uyulmadığı takdirde ve titiz bir aşama geçirmeksizin seçilen fotoğrafların yayını bireyler üzerinde şu etkileri yapabilir:

«     Suça konu   olan   eylem   daha   sonra   başka   bir   potansiyel   suçlu tarafından "taklit edilme" suretiyle işlenebilir.

«     Gerekli   önlemler   alınmadan   yayınlanan   fotoğraflar   bireyi   suça yöneltmede görsel eğitim veren bir okul durumuna getirebilir.

«     Bireyin stresli ve bunalım içerisinde olduğu günlerde, eğer zayıf bir kişiliğe sahipse suç işlemeye uygun bir duruma gelebilir.

«     Kendi yaşamına ve diğer insanların yaşamına verdiği değer yargıları oluşmaz sevgisiz bir kişiliğe sahip olur.

KİTLE İLETİŞİM ARAÇLARINDA YER ALAN ŞİDDET UNSURUNUN İNSAN DAVRANIŞLARI ÜZERİNDEKİ ETKİSİ

Günümüzde iletişim organlarının yayınlarının önemli bir bölümünü  unsuru kaplıyorsa, temel sorunsal, iletişimin (medyanın) şiddetin gerçek yaşama yayılmasını sağlayıp  sağlayamadığıdır.

Bu soruna Doğu Ergil'in yaklaşımı şöyledir: İletişim alanının, herhangi bir mesaj ya da iletişim kaynağının insafına kalmış korumasız kimseler olmadığı şeklindedir. Diğer bir deyişle insanların iletişim organlarına getirdikleriyle iletişim araçlarının insanlara getirmek istedikleri karşılıklı bir iletişim içinde olmaktır (Ergil, 1999: 24).

Artan şiddet olaylarıyla kitle iletişim araçlarındaki ilişkiler arasında bir bağlantının varlığı konusunda her ne kadar belirgin bir bağlantı yoksa da, kitle iletişim araçlarının şiddeti yönlendirmesi ve etiketlendirmesi üzerinde bir görüş birliğinden söz etmek yerindedir. Araştırmacıların çoğunluğu izleyici/okuyucuların çoğunun şiddete açık olmasının yalnızca şiddete yönlenmelerinden değil, fakat aynı zamanda merak, korku ya da kurbana yönelik verilmiş sözlerden kaynaklandığı inancındadır. izleyiciler şiddete dayalı film ve fotoğraf gibi gösterileri giderek daha az önemseyerek ya da çarptırarak gerçek yaşamın bir parçası olarak görmeye başlamaktadır.

Saldırganlık genellikle başkalarına zarar verme şeklinde gelişen bir davranış biçimidir. Saldırganlık duyguları ve saldırgan davranışlar birkaç temele dayanmaktadır.

Saldırganlığın en önemli faktörü rahatsız edilme ve kendisine yapılan saldırılar ile ölçülebilir. Birey günlük iletişiminde görsel olarak belleğe almış olduğu fotoğraflarla kendisine, psikolojik dünyasına saldırı olduğunu düşünerek karşı saldırıya geçebilir (İmançer, 1993: 116).

ŞİDDETİN ÇOCUKLAR ÜZERİNDEKİ ETKİSİ

Cinsellik ve saldırganlık (Genel anlamda şiddet)davranış potansiyelini doğasında bulunduran çocuğun erken yaşta, aşırı dozda bu tür sahnelere tanık olması  Fuat Aziz Göksel'e göre tehlikeli bir davranış olan sadizme sebep olabilecektir. Yine Göksel’e göre şiddet kültürüyle büyüyen çocukların gözünde insan hayatının değerine karşı bir duyarsızlık gelişir ve bir hamam böceği kadar bile değeri olmaz. Böylece çocukta bir kavram karmaşası oluşur, eskiden Karagöz ve Hacivat’a gülen çocuklar şimdi hasmına deste deste dinamit atan ağaçkakana gülmektedir.  Göksel “Ölümle şakalaşan bir kuşak yetiştiriyoruz” diyor (Demirergi vd., 1994: 67).

Aralıklı da olsa şiddet olaylarını basın yoluyla izleyen çocuklar da diğer çocuklara karşı saldırgan tutumları benimseme oranının daha fazla olduğu görünmektedir. Bu da uygun koşul ve ortam sağlandığında, çocukların kendilerini daha da saldırgan bir tutum içerisine yerleştireceklerinin açık bir göstergesidir.

Şiddet  konusunda  günümüz dünyasında oluşturulmuş evrensel bir bilgi yoktur. Her toplumun, her ulusun kendine özgü şiddet olayları ve sorunları vardır. Ancak  gelişmiş toplumların şiddet konusunda daha çok çalışma yaptıkları ve duyarlı oldukları görülmektedir. Azgelişmiş veya gelişmekte olan ülkelerde şiddetin daha yoğun yaşandığı bir gerçektir. Çünkü bu ülkelerin geçirmiş oldukları ekonomik, sosyal ve siyasal sorunlar şiddetin artmasında en büyük etkenlerdir.

Gelişmiş ülkeler, ABD ve Avrupa’da ki gibi şiddetin medyada ve özellikle basında fotoğraflarla yer almasına çeşitli şekillerde kurallar ve  cezalar getirmektedirler. Ancak bunların yanında Basın Meslek ilkeleri ve Basın ahlakı ile de ilgisi vardır. Bunlara ne derece uyulduğu, medya mensuplarının almış oldukları eğitim, bilgi – deneyimlerine ve o ülkenin örf adetlerine bağlıdır.

Ülkemiz açısından bakıldığında, şiddet içeren fotoğrafların her gün bol bol medyamızda yer almaktadır. Özellikle basınımızda bu konuda birçok gazete 3 ncü  sayfa adı altında, şiddet içeren fotoğrafların yayınlandığı bir sayfa adı ve kamuoyunun beklentisinden oluşturmuş olduğunu söylemektedirler. Dileğimiz bu duruma son verecek yasal düzenlemelerin ve yaptırımların oluşturulması ve gerekirse basın mensuplarının olayları toplumsal açıdan düşünerek  daha dikkatli ve duyarlı davranmalarıdır. Çünkü şiddet içeren fotoğraflar çocukların gelecekteki yaşamlarında unutamadıkları bu enstantaneler ile sağlıksız  bir kişilik oluşturabilirler.

KAYNAKÇA

Artun Ünsal (1996), “Genişletilmiş Bir Şiddet Tipolojisi”, Cogito, Kış-Bahar, İstanbul: Yapı Kredi Yayınları.

Berger John (1998), O Ana Adanmış, Çev: Yurdanur Salman-Müge Gürsoy, İstanbul: Metis Yayınları.

Demirergi Nalan - İşcan Cüneyt - Öngören Mahmut Tali -Yanık Figen (1994), Bu Ne Şiddet, İstanbul: Kitle Yayınları.

Ergil Doğu (1999), İletişim Araçları ve Şiddet Üzerine Seminer, İstanbul: 25-27 Kasım 1999.

Ergüven Mehmet (1995), Sırdaş Görüntüler, İstanbul: Yapı Kredi Yayınları.

Gezgin Suat (1994), Basın Fotoğrafçılığı, İstanbul: Der Yayınları.

Köknel Özcan (1996), Bireysel ve Toplumsal Şiddet, İstanbul: Altın Kitaplar.

Mıchaud Yves (1991), Şiddet,  Çev: Cem Muhtarcıoğlu, İstanbul: İletişim Yayınları Cep Üniversitesi.

Özkök Ertuğrul (1982), Sanat İletişim ve İktidar, Ankara: Tan Yayınevi.

Rigel Nurdoğan (1995), Haber Çocuk  ve Şiddet, İstanbul: Der Yayınları.

Tokgöz Oya (1981), Türk Gazetelerinde Siyasal Şiddet, Ankara: A.Ü Basın Yayın Yüksek Okulu Ders Notları.

Yakupoğlu M.Mukadder (1997), Ahlak ve Şiddet, İstanbul: Göçebe Yayınları, İstanbul, 1997.

İmançer Ahmet (1983), Türk Gazeteciliğinde Basın Fotoğrafçılığının Kamuoyu Oluşturmadaki Rolü,  İzmir: E.Ü. S.B.E. Yayımlanmamış  Doktora Tezi.

 
< Önceki
spacer.png, 0 kB

İFOD MAIL LIST


Reklam

Advertisement
Izmir Fotograf Sanati Dernegi Izmir Fotograf Sanati Dernegi - Basın Fotoğraflarıyla Şiddet Sunumu ve Etkileri

spacer.png, 0 kB
   
spacer.png, 0 kB
spacer.png, 0 kB
spacer.png, 0 kB