| ALTUĞ OYMAK'LA SÖYLEŞİ |
|
|
Balıkesir önemli bir “ilk”e imza atıyor; Altuğ Oymak başkanlığında BASAF (Balıkesir Sanat Fotoğrafçıları Derneği) ülkemizin çok önemli bir eksikliği olan Fotoğraf Müzesi'nin kurulması için gerekli çalışmaları yürütmektedir. Halen Balıkesir Kuva-yi Milliye Müzesi’nde “Fotoğraf Makineleri” bölümünü bağımsız bir “Fotoğraf Müzesi” haline getirilmek için yapılan girişimler sonuç vermiş, 3 Mayıs 2003 Cumartesi günü Türkiye'deki tüm fotoğrafsever ve fotoğraf gönüllülerinin katılımıyla Fotoğraf Müzesi ve Kitaplığı’nın "Temel Atma ve Restorasyon" çalışması gerçekleştirilmiştir. Fotoğraf Kitaplığı’nın inşaatı halen devam etmektedir. Bu çalışmaları gerçekleştirirken kaza geçiren Altuğ Oymak’tan Fotoğraf Müzesi ve Kitaplığı’nın oluşum sürecinin öyküsünü öğrenmek üzere, hasta yatağında küçük bir söyleşi yapılarak aşağıda fotoğraf severlere sunulmuştur. Fotoğrafa ne zaman, nerede başladınız, sizi fotoğrafa yönlendiren faktörler nelerdir? Fotoğraf geçmişim, 1979 yılında İstanbul’da başladı. Cumhuriyet gazetesinin arşiv bölümündeki bir arkadaşımın zaman zaman bana verdiği fotoğraf albümleri sayesinde fotoğrafla ilgilenmeye başladım. Cumhuriyet gazetesi spor muhabirinden aldığım ikinci el bir makineyle ilk fotoğraflarımı çektim. 1980 başında Hukuk Fakültesini bitirip, Balıkesir’e geldiğimde Basaf’a üye oldum ve çalışmalara başladım. 1980’den itibaren yaklaşık 23 yıl fotoğrafın bilfiil içindeyim. Tabiki aralarda kopukluklar oldu, ama 1994 yılından itibaren daha çok fotoğrafla içiçeyim. Avukatlık yapıyorsunuz, aynı zamanda aktif baro üyesisiniz. Mesleğinizin fotoğrafa bakış açınıza bir etkisi oldu mu? Kesinlikle oldu, olmaması mümkün değil. Çünkü benim fotoğraflarımda hep insan faktörü ön planda yani insan yüzü, mimikleri, hareketleri, çalışma alanları, yaşadığı mekanlar fotoğraflarımda ön planda. Yoğun çalışma temponuz içinde fotoğrafa nasıl zaman ayırıyorsunuz? Ben bir çok alanda aktif olarak çalışıyorum, sivil toplum örgütülerinde, meslek örgütlerinde, baro da yönetim kurulu üyesiyim, bunun yanısıra evliyim, eşime, çocuklarıma karşı doğal olarak sorumluluklarım var. Ama fotoğraf sanatınında benim için ayrı bir yeri var, zamanım belirli bir bölümünü fotoğrafa ayırıyorum. Her zaman arkadaşlarıma ve kursiyerlerime de söylüyorum, yeterki isteyin, kaç dalda çalışırsanız çalışın, nerelerde uğraşırsanız uğraşın ama kendize günde üç-dört saat mutlaka ayırabilirsiniz. Gerçekten istiyorsanız bunu başarabilirisiniz. AB üyeliği sürecini yaşayan Türkiye‘de dernek yapısını nerde görüyorsunuz? Yurtdışındaki diğer fotoğraf dernekleriyle iletişim kurma gibi bir fırsatınız oldu mu, onlarla kıyaslandığında ne gibi farklılıklarımız var? 1996 yılında Basafı yeniden kurmak için çalışmalara başladığımızda, yetkililer derneğimizin bir an önce açılmasını istediler. Acele etmelerinin nedenini sorduğumuzda, istatistiki rakamlar açısında bir sivil toplum örgütününn daha olmasının önemli olduğunu söylediler. Bunun nedeni AB’ye verilen raporlardı. Dikkat ederseniz uyum yasalarında dernek yasaları hala ön plandadır. Yurtdışındaki derneklerle bizim derneklerimiz arasında çok büyük farklılıklar bulunmaktadır. Ülkemizde aktif olarak şu an 23 dernek var. 23 derneğin içinde faal olarak çalışan yaklaşık 10 tanesidir. Diğerleri üye ve mekan gibi bir sürü problem yaşıyor. Avrupa‘daki footoğraf derneklerine baktığımızda onlar bu problemleri çoktan aşmışlar. Bir kentte birden fazla fotoğraf derneği mevcut ve her bir dernek belirli bir konuda uzmanlaşmış. Örneğin bir dernek doğa fotoğrafı ile ilgilenirken, diğer bir dernek dijital fotoğraf veya makro fotoğrafla ilgileniyor. Biz ise bütün fotoğrafseverleri aynı çatı altında toplamaya ve sevdirmeye çalışıyoruz ancak yine de zorlanıyoruz. Tabloya neden böyle diye baktığımızda onlar rönesansı yaşamışlar, biz böyle birşey görmedik. Bu nedenle yavaş yavaş gelişiyoruz ama Türk fotoğrafı da belli bir yere getirildi. Bunu da yapan fotoğraf dernekleridir. Sizce fotoğraf derneklerinin sivil toplum örgütleri olarak ne gibi fonksiyonları olmalı? Öncelikle tüzüklerimizde de bulunan fotoğrafın bir sanat olduğunu halka aşılamanın yollarını bulmamız gerekiyor. O yollar üzerine gideceksiniz bu bir . İkincisi, bu yolda giderken kamu önünde saygınlık kazanırsınız ve bu da derneğe doğacak imkanları otomatik olarak artırır. Biz ilk etapta bunu uyguladık ve şu an Basaf fotoğrafı sanat olarak Balıkesir’e kabul ettirmiştir. Valilik ve Balıkesir bürokrasisi açısından saygınlığı olan bir örgütlenmedir Basaf. Bu saygınlığı nedeniyle de istediği her türlü imkanı derneğe aktarabilme şansına sahiptir. Basaf toplum için gerekli olan bir sivil toplum örgütüdür. Fotoğraf derneklerinin daha aktif olabilmeleri için nasıl bir örgütlenme içinde olmaları gerekir? Dernekçilik çok zor bir iştir bunu tek başına yönetim kurulunun üstlenmesi mümkün değildir. Bu nedenle fotoğraf derneklerinin çok iyi bir örgütlenme içinde olmaları ve üyelerin iyi bir şekilde örgütlenerek işleri paylaşmaları gerekmektedir. Örneğin sergi organizasyonu yapacak bir ekipe ihtiyaç var. Bu ekipin çok pratik ve profosyonel olması, çok kısa süre içerisinde sergi organize edip gereken yerlerde sergiyi kurup kaldırabilmelidir. Başka bir ekip ise kamu kuruluşları ve medyayla iletişim içine girebilmelidir. Dernek üyelerinin kendi meslek ve yetenekleri doğrultusunda dernek içi görevler üstlenmeleri, derneğinin daha iyi işlere imza atabilmesi açısından oldukça önemli bir unsurdur. Fotoğraf müzesi kurma fikri nasıl ortaya çıktı ve gelişti? Dernekler kurs düzenleme, album çıkarma, sergi açma, saydam gösterisi yapma gibi rutin işlerini zaten yaparlar. Bunun haricinde daha kalıcı ve ses getirici aktiviteler yapmaları gerekir. Biz bu düşüncelere sahipken Balıkesir’de Kuva-i Milliye müzesinin kuruluşu gündeme geldi. O zamana kadar da biz birkaç arkadaşla eski fotoğraf makinalarını biriktiriyorduk. Müzenin kuruluşuna katkısı olması ve ilerde bir fotoğraf müzesinin de çekirdeğini oluşturması düşüncesiyle birikimimizi onlarla paylaşmayı uygun gördük. Bu girişimimize olumlu tepkiler aldık ve Kuva-i Milliye müzesinin içinde fotoğraf ve aksesuarlarından oluşan bir bölüm 6/9/1996’da hizmete açıldı. Hedefimizde burayı bağımsız hale getirmek vardı. Bunu tüm Türkiye’ye duyurmaya çalıştık ve duyurduk, bağışlar aldık. Bugün 100 parça makinaya ulaştık ancak bunun bu şekilde olamıyacağını biliyorduk. Daha fazla büyütme olanağımız yoktu. Ancak bağımsız ve bize ait bir yer olmalıydı. Basafı kurduktan sonra her yeni gelen valiye bu düşüncemizi açtık ve uygun bir yer talep ettik. En sonunda sayın valimiz Utkun Acun bizim yer aradığımıızı öğrendikten sonra özel idareye ait binayı teklif etti. Bu gelişmeler 2001 ekonomik kriz dönemine rastgeldi ve bu dönemde bağış toplayamayacağımızı, bağış toplamadan da bu işin olamayacağını biliyorduk. Aralık 2001’de valimiz arayarak Balıkesir kültür hareketini başlattığını ve sivil toplum örgütü olarak bizim de bu aktivite içerisinde müze fikriyle var olup olamayacağımızı sordular. Ekonomik krizin sorun oluşturabileceğini söylememize rağmen bırakın istim arkadan gelsin diyerek bizi yüreklendirdi. Buna verilebilecek tek cevap vardı ve o da varız demekti. Gerekli işlemler yapıldıktan sonra özel idare müdürlüğünden binayı teslim aldık. Balıkesir Üniversitesi Mimarlık Fakültesi binanın röleve, restürüksiyon ve restorasyonunda bize destek oldu. Restorasyon projelerini çizdiler. Balıkesir Mimarlar Odası başkanı dernek üyemizdir. Binada neler yapılacağı konusunda yavaş yavaş tartışmaya başladık. Yapılması gereken şey fotograf müzesi ama neyin fotograf müzesi? Osmanlının son döneminden itibaren fotoğraf, yayınlarla başladı. Yayın o zaman benim için çok önemli. Yayın da elbette kütüphane de olacak. Benim binam buna yetmeyeceği için müzenin yanındaki boş arsaya gözümüzü diktik ve oraya kütüphane yapmaya karar verdik. İleride bunu ihtisas kütüphanesi yada enstitüye yönelik düşündük. Bu arsa belediye başkanına aitti ve bize arsayı bağışladı. O arsanın üzerine temelleri attık ve Fotograf müzesinin restorasyonuna başladık. 12 Eylül‘de temelini attığımız binanın kabasını bitirdik. Yakında içine girebilecek duruma geldi. Müzenin restorasyonu da şeklini aldı. Bu işi Basaf yapıyor, ancak biz burada sadece girişimciyiz. Biz Basaf olarak sadece Türk fotografına hizmet etmek istiyoruz. Türk fotografında hiçbir zaman olmayanı oldurmaya çalışıyoruz. Bu Basaf’a düşmez. Türk fotografına hizmet edeni fotografı seven herkesin görevidir diye düşünüyoruz. Kampanyamızı da bu düşünceden yola çıkarak açtık. Fotoğrafı seven ve hizmet eden herkesin malı olsun istedik. Bir milyon da verse bir milyar da verse başımızın üstünde yeri vardır. Bu kampanyaya çok büyük destekler geldi. Birkere daha vurgulamak istiyoruz ki hala büyük para veya sponsor peşinde değiliz. Biz öncelikle fotoğrafa hizmet eden insanlardan destek bekliyoruz. Şu ana kadar topladığımız para 40 milyar liraya ulaştı. Basaf da 17 milyarını koydu. Kalan 23 milyar gönüllü insanların katkılarıyla toplandı. Bu aşamaya kadar geldik. Bundan sonra yapacak işlerimiz çok daha fazla ve sorumluluğumuzun farkındayız. Ancak müze inşaatı sırasında meydana gele kazada bacağımın kırılması nedeniyle bu işlerden biraz uzaklaştım. Ancak arkadaşlarımla irtibat halindeyim ve telefonla da olsa gelişmeleri takip ediyorum. Bir hizmetin karşılığında ayağımı verdim. Savaşa gidip yaralanmak gibi birşey. Biz tırnaklarımızla kazıyarak binayı bugünkü durumuna getirdik. 100 bin liraya kartpostal satarak o noktaya geldik. Ben hastanede olsam da bu işe inandığım için işlerin takipçisi olacağım. Biz bu işlere kendimizi çok kaptırmıştık ve yerel basın nazar değdiği tarzında bir yorumda bulunmuş. Bu da doğru yolda olduğumuzu ve arkamızda güçlü bir destek olduğunu ortaya koymuştur. Bir dernek binası yapmak veya bir okul yaptırmak, müze açmaktan farklı şeylerdir. Müze açmakla işler bitmez onu yaşatmak gerekir. Onu yaşatmak için 10 katı efor sarfetmek gerekir. Türkiyede iki tane çağdaş sanat müzesi mevcuttur ve biri Rahmi koç diğeri de Sabancı müzesidir ve ikisi de ticari şirket gibi çalışmaktadır. Bu müzelere ayak uydurmak isterseniz, ticari şirket gibi çalışmanızn gerekir. Ayakta kalmanızı sağlamak için gelir getirici aktivitelerinizin olması gerekir. Devamında da siz varmısınız? Olmak zorundasınız. Ama nereye kadar ve nasıl olur onu bilemiyorum. Geçirdiğiniz kaza şimdiye kadar olan çalışma temponuzda bir azalmaya neden olur mu? Düşünce bazında yavaşlatmaz tam tersi arttırır. Bilakis enerjim daha da artacaktır. Bacağınızın nasıl kırıldığını anlatır mısınız? Müteahhitliğini biz yaptığımız için inşaatın her sabah kontrol edilmesi gerekiyordu. İşçilerin yanısıra fatura takibini de biz yapıyorduk. Binayı 6 Eylüle yetiştirmeye çalışıyorduk. Ben de binada işçilerin çalışmalarını denetliyordum. o gün su tesisatçısı kalasların yerini değiştirmiş. Ayağımı basınca kalas kaydı ve betona düştüm. Bir hukukçu olarak inşaatta gerekli her türlü önlemin alınmasına özen gösterdim. Kasklar, merdiven bağlantılarının olması konusunda her gün ustamı uyarıyordum. O nedenle böyle bir kazanın olması beni daha çok üzdü. Müze için fotoğraf derneklerinden destek aldınız mı? Öncelikle İFOD’dan çok güzel bir destek görüyoruz, İFSAK maddi ve manevi olarak destekliyor. AFSAD’ın maddi desteği var, Çanakkale Onsekiz Mart üniversitesi fotoğraf bölümü maddi destek verdi. İlk etaptta niyetimizi çok fazla anlatamadık galiba. Bize nasıl destek olabilirlerdi. Direk para yardımı yerine, dernekler üyeler bazında çalışıp çok güzel bir sergi yapıp bunu pazarlayabilirlerdi. Fotoğrafı fotoğrafla desteklemek gerekir diye düşünüyorum. Büyük bir çığır açtığımızı düşünüyorum. Çünkü bugüne bizler fotoğraf satarak, fotoğraf kitabı satarak geldik. Fotoğrafa gönülverenlerin müzesi diyebilirmiyiz? Tam olarak diyemeyiz. Ama fotoğrafa gönülverenlerin çok büyük desteği var tabii. Programlı bir insan mısınız? Eşim programlı olduğumu söyler. Bu işi kafanda programladın gidiyor diyor. Eşiniz bu durumdan şikayetçi mi? Evet şikayetçi. Ben ondan bir yıl istemiştim. şimdi bir buçuk yıla çıkarttım. Eşim de dernek üyesi, fotoğraf çekiyor. Beni anlamaya çalışıyor, ama bu durum çok zor. Kendinizi bu işe veremezseniz başarılı olmak çok zor. Bu nedenle de programlı olmak zorundayım. Her şeyi önceden planlıyorum. Bu olaydan önce üç haftalık programım tamamdı. Çocuklarım, ailem ve işimle ilgili herşeyimi önceden planlayıp, tekdüze bir şekilde yaşamaya devam ediyorduk. Bu da rahatsız etmiyordu bizi. Sorunlarımızı da kendi aramızda çözüyorduk. Bu olaydan sonra hayatımızı tekrar planlayıp, aynı tempoda devam ettireceğiz. Emekli olmamız mümkün değil. İşe gitmiyorum veya dernekten ayrıldım, fotoğrafı bıraktım diyemezsiniz. Barodan da ayrılamazsınız, kaldığınız yerden devam edersiniz. İş yükümün fazla olması fotoğrafa ayırdığım vakti azaltmadı. Çünkü iş hayatımda ve özel hayatımda çok iyi bir düzen kurdum. Ancak böyle mükemmel bir düzen oturtmanın dezavantajları da mevcut. Herkes işlerin yürümesi için sizin motivasyonunuza ihtiyaç duyuyor. Müze inşaatında hangi aşamadasınız? Çatı, su ve elektrik tesisatı, kapı, pencereler tamamlandı. Döşemeler kaldı. Müzeyle kütüphaneyi paralel mi hizmete geçirmek yoksa öncelikle kütüphaneyi hizmete geçirip daha sonra mı müzeye odaklanmak konusunda karar aşamasındayız. İki hedefim vardı, 6 Eylül ve 29 Ekim’di. 6 Eylül’de yatağa bağlanmamdan dolayı benim açımdan hedefler gerçekleşmedi. 29 Ekim’de İstanbul’da TÜYAP’ta fotoğraf fuarı var. TÜYAP bize 5 m2 lik bir stand verdi. Ücretsiz fotoğraf müzesini tanıtmayı ve kitap satışı ve imza günleriyle gelir elde etmeyi amaçlıyoruz. Burdan gelecek taleplerle müzeye mi kütüphaneye mi öncelik tanıyacağımıza karar vereceğiz. Temel yönelim kütüphaneyi önce bitirip sonra müzeye ağırlık vermek. Maliyeti çok yüksek, bu nedenle de onu zaman içinde daha detaylı olarak planlayacağız. Son olarak söylemek istediğiniz bir şey var mı? Fotoğrafı ön plana koyduğunuz için size teşekkür ederim. Fotoğraf benim herşeyim. Bütün hayat bağlarım.Bu nedenle söyleyeceğim tek şey fotoğrafı sevin, sevdirin lütfen. Genç arkadaşları aranıza alın. Çünkü ülkemizde sanat çok zor ilerliyor. Sanat olmadan da demokrasi de olmayacağı için, bize çok büyük görevler düştüğüne inanıyorum. Çok çalışmamız lazım. Ayrıca son söz olarak, Basaf’ta arkadaşlardan fotoğraf toplayıp ortopedi servisine göndereceğim. Hastalar karşılarında fotoğraf görsünler, daha iyi vakit geçirsinler diye düşünüyorum. Hasta yatağınızda bizimle görüştüğünüz için çok teşekkür ediyor, geçmiş olsun diyoruz. Ben teşekkür ederim. |

