| FOTOĞRAF ESTETİĞİNİN OLUŞUM SÜRECİ (Bölüm 1) |
|
|
Yazar: Yard.Doç.Dr.A.Beyhan ÖZDEMİR İcatlar yüzyılı olarak bilinen 19. yüzyıl Avrupası’ndaki ekonomik gelişim ve toplumsal değişim, genel yargı ve inançların da değişmesine yol açmıştır. Teknik gelişimin paralelinde endüstriyel gelişim, bunun yanısıra çağdaş bilimlerin ilerlemesi, yeni ekonomik biçimleri zorunlu kılmıştır. Dolayısıyla insanın doğayla, doğanın da endüstri, teknik ve bilimle olan ilişkileri farklılaşmıştır. Ancak bu dönemde doğanın daha önce bilincinde olunmayan değerleriyle ilgili olarak yeni bir "gerçek" bilinci de gelişmiştir. Bunun sonucunda nesnelliğe doğru eğilim, sanatta belirmiştir. Nesnellik ise, zaten fotoğrafın karakteristik özelliğidir.
Bütün bu çalışmalar ve 19. yüzyıldaki kültürel ortam, dikkatleri fotoğraf üzerine çekmiştir. Bu yeni teknik sayesinde belki de sanatçının aramakta olduğu "nesnellik" elde edilebilecekti. Ayrıca yeni bir sanatın ortaya çıkma olasılığı da mevcuttu ! Bu kuramı ortaya koyanlar, fotoğrafı meydana getirenin bir araç olduğunu kabul etmekle birlikte orijinalite, kompozisyon ve ışıklandırma konusunda sanatsal beğenilerin ya da bir sanatın varlığının rolünün azımsanmayacağını savunuyorlardı. Karşıtları ise fotoğrafı, sadece mekanik bir çalışma ortaya koyduğu gerekçesiyle küçümsüyorlardı. Derken toplumsal bilince sahip yeni bir sanatçı kuşağı yetişti ve burjuva sınıfı eleştiri odağı haline geldi. 1855'lerde artık yeni bir sanatsal eğilim irdelenmekteydi: FOTOĞRAF. Bilim ve yeni sanatsal ifade gereksinimleri arasındaki işbirliğinden doğan fotoğraf, başlangıçta şiddetli bir tartışma konusu haline gelmiştir. Sorun şudur: “Fotoğraf, gerçeği göründüğü gibi, son derece mekanik bir biçimde çoğaltmaya yetenekli, basit bir teknik araç mıdır? Yoksa bireysel, sanatsal duyumun otantik bir ifade aracı mıdır?” Bu konuda fotoğrafçılar, eleştirmenler ve sanatçılar hararetle tartışmaya başladılar. Almanya'da kilisenin bir kesimi bile garip bir biçimde "fotoğraf çekmek, şeytani bir eylemdir" diyerek bu yeni sanata cephe almıştı. Bütün bu yankılar sürerken 1855 yılında o zamana kadar hiç yapılmamış bir şey Fransa'da gerçekleştiriliyordu. O güne kadar çekilmiş tüm resimler biraraya toplanarak Sanayi Sarayı'nda ilk fotoğraf sergisi gerçekleştirildi. Fotoğrafçılığın bir sanat dalı olarak kendi ayakları üzerinde durabilmesi için, elinde kristal ayakkabı ile bir prens maalesef gelmedi. Ancak o, bir yere kadar olsun sınıf atlamayı, uzunca bir zaman içinde kendini eğitip, çalışıp kazanarak başarabildi. Bunun sağlanmasında başlıca rolü de, kendi zamanlarındaki sanatsal diyaloglardan haberdar olan ve fotoğrafçılığın tekniğini ve yöntemlerini bu diyaloglara katılabilecek kadar kullanabilen, sanatçı kişilikli fotoğrafçılar oynadı.[2] 1860'larda burjuvazinin ilgilendiği konuların başında fotoğrafçılık vardı. Önce soylular, ardından seçkin burjuvalar, portrelerini yaptırmak için yarışıyorlardı. Üstelik resimlerine rötüş yapma olanağı da giderek artıyordu. Fotoğrafların kolaylıkla çoğaltılıp yayınlanabilir olmaları ise, geniş anlamıyla kültürel ve toplumsal çevreyi kısa sürede biçimlendirmelerini ve yönlendirmelerini sağladı. İlk önce önemli şahsiyetlerin ve olayların fotoğrafları 1850'lerde tek başlarına basılıp satılmaya başladı. Kısa zamanda da inanılmaz bir yaygınlık kazandı.[3] “Görmeye ilişkin fiziksel arzu, bütün figüratif sanatların kökeninde vardır. Bugün fotoğraf, nesnelerin aslına uygun görünümünü sağlamaktadır ve resim sanatı böylece özgür hale gelmiştir. Şimdiye kadar hayal etmediğimiz bir gelişim olanağına sahip olmuştur.”[4] [1] Walter Benjamin, Pasajlar, Çev:Ahmet Cemal, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, 1995, s.47 [2]Nazif Topçuoğlu, İyi Fotoğraf Nasıl Oluyor, Yani?, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, 1992, s.19 [3]Nazif Topçuoğlu, a.g. e., s.17 [4] Mario Verdone, le Avanguardie Storiche del Cinema, Sociéta Editrice Internazionale, Torino, 1982, s. 62 |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|

